Sailing Leander

Sailing Leander

Who: Sima Baran & Paul Robertson
Port: Boston
22 November 2010 | Fethiye, Turkey
22 October 2010
20 July 2010 | Endeavor Bay, Tawila Island, Egypt
17 July 2010 | Red Sea, Egypt
15 July 2010 | 27 41 N, 33 48 E
14 June 2010 | 14 48 N, 42 57 E
12 June 2010
08 June 2010 | Sataya (Dolphin) Reef, Red Sea, off the coast of Egypt
07 June 2010 | Dangerous Reef, Foul Bay, Egypt
02 June 2010 | Khor el Morob, Sudan
30 May 2010 | Marsa Shin'Ab, Sudan
27 May 2010 | Marsa Shin'ab, Sudan
25 May 2010 | Suakin, Sudan
24 May 2010 | Aden, Yemen
03 May 2010 | Day 5: 160 miles northeast of Aden, 15 miles from the Yemeni Coast
29 April 2010 | Day 1: Passage to Yemen
24 April 2010 | Day 16: 135 Miles From Salalah, Oman
21 April 2010 | Day 13: 460 Miles From Salalah, Oman
19 April 2010 | Day 11: A Little Bit Closer to Oman
18 April 2010 | In the midst of the Arabian Sea

Timsah Nehrinden Belhaven'a

19 November 2007 | Slade Deresi
Sima
Bugun geceyi gecirdigimiz Timsah Nehri Marina'sindan erkenden ayrilmak icin sabah saat 6:30'da uyandik. Dun gece erkenden yattigim icin erken kalkmak benim icin problem olmadi ama marina'nin ufacik televizyonunda amerikan futbolu maci izleyip 23:30'a kadar yatmayan Paul sicacik yataktan cikmak icin cok da hevesli degildi acikcasi.
Meyve sularimizi icip ortaligi biraz toparladiktan sonra motorun yagini kontrol ettik. Gecen gun Paul yagi degistirirken biraz fazla kacirmis motorun yagini. Az yagla calismak motora ne kadar zararliysa, fazlasi da bir o kadar problemli. Bu sabah yola cikmadan once fazlalik yagi pompasiyla cekip aldik; ufak bir nutella kavanozunu doldurduk, yeterli oldu sanirim. Yola cikmadan bir de sulari azalmis olan akulerimize su ekledik. Belli ki son zamanlarda akuleri fazla sarj edip sularinin buharlasmasina sebep olmusuz. Halihazirda akuler sarj tutmuyor, Beaufort'ta yenilerini alip takacagiz ama oraya kadar isimizi goruyorlar.
Bugun onumuzdeki ilk engel marina cikisinin hemen ilerisindeki doner kopru. Benim hayatimda hic gormedigim bir insaat harikasi. Upuzun bir karayolu koprusu insaa etmisler nehrin iki yakasini birbirine baglamak icin. Tahminimce uzunluguyla baglantili olarak koprunun alcak yapilmasi daha pratik; su yuzeyinden kopruye mesafe 5 metreyi bulmuyor. Bu yuzden koprunun bir tarafindan obur tarafina bizim gibi yelkenli tekneler gecmek istediginde koprunun ortasi aciliyor. Kopruye yaklasirken kopru kontrolle telsizden baglanti kurduk ve sonunda rehber kitabimizin bahsettigi canayakin guneylilerden biriyle karsilastik. Sabahin yedi bucugunda kopru kumandasini kontrol eden hanim sen sakrakti. Biz ote tarafa gecerken heyecanla bize el sallamanin yanisira, iyi gunler, iyi seyahatler, guvenli yolculuklar ve daha bilimum iyi niyetlerini telsizle bize aktardi. Paul'le birbirimize bakip, "sonunda iste!" dedik. Buraya kadar altindan gectigimiz koprulerde de kumandalara tesekkur ettik ama kimse de "bir sey degil" demedi. Belli ki hakikaten arkadas canlisi guneye geldik artik.
Kopruden gecip de rahatladiktan sonra sabah kahvemi yapip kahvaltimi keyifle yedim. Bugunku kahvaltim ozel cunku dun annemden telefonda peynirli pogaca tarifi aldim ve marina'da iki tepsi pogaca yaptim. Iki tepsi deyince evdeki tepsiler gibi degil tepsiler, toplasan 20 tane ufak pogaca cikti. Ama ya gercekten guzel olmus benim acemi pogacalarim, ya da canim cok cekmis pogacanin tadini, ki hapir hupur indirdim mideye hamur islerini.
Kahvaltidan sonra Paul'u azat ettim ki internetten bize en uygun akuleri, ruzgar ve gunes jeneratorlerini arastirsin, ve Beaufort'a gelmeden onlari ismarlayabilelim. Paul asagida internetle ugrasirken tekneyi ben kullandim, cok da keyif aldim. Once Timsah Nehrini gectik. Vaktiyle nehri trafige acmak icin derinlestirdikten sonra bir de isaretlemisler. Guneye dogru yol alirken kirmizi isaretleri sancak (sag) tarafimizda, yesil isaretleri de iskele (sol) tarafimizda tutuyoruz. Boylece isaretlerin disindan daha derin olan kanalda guvenlice ilerliyebiliyoruz. Otopilotu istedigim yone dogru gitmeye ayarladiktan sonra bana dusen arada bir derinlik gostergesine ve de teknenin etrafindaki sulara goz atmak. Her ne kadar kanalda ilerliyor da olsak nehirde bazi bolgeler zamanla siglasabiliyor. Bir o kadar onemli baska bir tehlike de firtinalarda kopup nehre dusen agac parcalari; su yuzeyinden kolayca secilemeyen tahta vs icin dikkatlice etrafi kontrol etmek lazim ki onlardan birine carpmak hic gereksiz problemler cikarabilir.

Nehrin etrafi bataklik oldugundan gordugumuz agaclar pek bir ciliz. Bazilarinin tepeleri yok, bazilarinin kokleri erozyondan oturu acikta. Ama yine de durulugu ve insan eli degmemisligi buralari guzellestiriyor. Bir iki saat boyle ilerledikten sonra Timsah Nehrini Pungo Nehrine baglayan kanala vardik. 50 metre eninde ve 20 mil (30km) boyundaki kanal kuzeydogudan guneybatiya dogru akiyor. Kanalin iki kiyisi ozellikle kuzeyde sik ormanlik, guney taraflari yakin zamanda yanmis fakat yeniden agaclandirilmis. Bu agaclarin yapraklari bu mevsimde sadece sari degil, turuncu ve kirmizinin da degisik tonlarina burunmus, inanilmaz guzel. Paul islerine ara verdi, ve bir sure sadece bizim olan bu kanalda etrafi izledik, fotograf cektik.
Kanalin ortasindan akintinin da yardimiyla 5.5 mil hizla seyretmeye devam ederken arkamizdan iki tane surat teknesi kanala girdiler. Belli ki birbirlerini taniyorlardi ki telsizden birbirleriyle muhabbet ediyorlardi. Muhabbet etmek iyi hos da acil durumlar icin kullanilmasi gereken 16. Kanali kullanmalari beni sinir etti. Hayir bir de ilginc bir sey soyleseler. Aman onun on camina iki damla yagmur dusmusmus de yok evlerinin orada kar yagacakmis da, oglen yemeginde ne yeselermis, mis mis de mis mis. Ama az ileride sahil guvenlik bu konusmalari duyduktan sonra "Lutfen 16. Kanalda trafik yaratmayin" anonsunu yapinca ben rahatladim.
Telsizi dinlemek iyi hos da ben telsizle konusmaktan pek hazzetmiyorum. Hani tanimadiginiz insanlari telefonla aramaniz gerekir, ki bu da hic hos bir durum degildir, iste onun gibi bir duygu. Arada sirada Paul alismam icin beni zorluyordu, ben de zoraki bir iki kelime ediyordum bugune kadar. Ama sonunda ben de telsizle konusmaya basladim. Yukarida bahsettigim surat tekneleri haliyle bizden daha hizli gidiyorlar, ve bir ara bana yetisip beni gecmek isteyecekler. Ilki bize yetistiginde Paul yanimdaydi ve o konustu telsizle. Arkamizdaki tekne bizi sollarken biz onun gecmesini kolaylastirmak icin o da bizi rahatsiz edecek dalgasini en aza indirmek icin yavasladik. (Araba trafiginde tam tersine alistigimdan cok hosuma gitti bu kibar hareket.) Bu tekneden sonra beni gececek iki tekne daha vardi arkada ve onlarla ben konustum telsizden. Acikcasi "Kaptan seni sol tarafindan gecmek istiyorum" anonsuna cevap vermek cok da hosuma gitti. Beni sollayan teknelerin cogunlukla 60 ve yukari yaslarindaki kaptanlari bizi gecerken tekneyi kullananin bir kiz oldugunu gordugunde sasirdilar gibime de geldi ki bu da beni daha da mutlu etti.
Bu sollamalar devam ederken bir yandan da kanalda altindan gececegimiz ilk kopruye vardik. Bu kopru 22 metre yuksekliginde oldugundan 19 metre yuksekligindeki ana diregimizle rahat rahat altindan gecebilmemiz lazim. Daha once koprulere geldigimizde Paul'un tekneyi kullanmasini tercih etmistim, ama bugun etrafin durgunlugunu firsat bilerek direksiyonu elimden birakmadim. Iyi ki de oyle yapmisim. Koprunun ortasindaki yesil isikla iki taraftaki kirmizi isiklari ortalayinca koprunun altindan gecmek son derece kolay oldu.
3 sollama, ve 1 kopru daha atlattiktan sonra Pungo nehrinin acik sularina vardik. Bu gece 135. Mildeki Bellhaven kasabasina gitmeyi dusunmustuk ama hem tahminimizden daha hizli seyahat ettigimizden hem de yakit ihtiyacimiz olmadigindan bir 5 mil daha yol alip demir atmaya karar verdik. Elimizdeki rehber kitabin da yardimiyla ana nehre akan kollardan birinde 3 metre derinlikte sessiz sakin bir yer bulup demir attik. Etrafta kimse yok ve sadece agaclarin etrafinda yasayan kuslarin ve hayvanlarin sesleri duyuluyor. Arkamizda simdiye kadar gormedigim bir gun batimi var. Bulutlarin arasinda sikisan gunes pembe renkli. Ama bu oyle turuncuyla karisik bir pembe degil; fosforlu pembe kalemlerin renginde. Bana Kadikoy veya Ortakoy meydanda satilan siyah zemin uzerine sprey boyayla yapilmis gordugumde "ne kadar da abes renkli" diye dusundugum resimleri hatirlatti. Gunes battiktan sonra, hain sivrisinekler benim geldigimi hissetmis olacaklar ki hemen teknemizi istila etme cabalarina basladilar. Savunmamiz kapimizi penceremizi kapatip kabine inmek ve elimize bizim ailede "sap sap" diye adlandirilan sinekligi almak. Telefonlarimiz cekmiyor burada, haliyle internetimiz de yok. Internet olmayinca ne zamandir yapmak isteyip de vakit bulamadigimiz seyleri yapabiliyoruz. Ben bu yaziyi yaziyorum, Paul de yanimda kitap okuyor. Birazdan yol kiyafetlerimi cikarip yalanci kiymayla kabak yemegi yapacagim. Yemek sonrasi erkenden yatariz herhalde cunku yarin yine erkenden kalkip uzun yol gitmeyi planliyoruz.
Comments
Vessel Name: Leander
Vessel Make/Model: Bristol 41.1
Hailing Port: Boston
Crew: Sima Baran & Paul Robertson
About: Following our wedding in Istanbul we are taking a two-year break from land-life and going sailing. Sima is taking time off between strategy consulting and business school while Paul is on a sabbatical from his career as an attorney.

Sailing Leander

Who: Sima Baran & Paul Robertson
Port: Boston